CEZA MUHAKEMESİNDE HUKUKA AYKIRI DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ-ZEHİRLİ AĞACIN MEYVESİ DE ZEHİRLİDİR.
Ceza muhakemesi hukukunun temel amacı, maddi gerçeğe ulaşmaktır. Ancak bu hedef, hukukun üstünlüğü, insan hakları ve adil yargılanma ilkeleri çerçevesinde gerçekleştirilmelidir. Bu bağlamda, hukuka aykırı yollarla elde edilen delillerin hükme esas alınması mümkün değildir. Türk hukukunda hukuka aykırı delillerin hükme esas alınamayacağına ilişkin açık düzenlemeler bulunmaktadır: Anayasa’nın 38. Maddesine göre “kanuna aykırı olarak elde edilen bulgular, delil olarak kabul edilemez.” Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 206/2-a bendine göre “delil, kanuna aykırı olarak elde edilmişse reddolunur.” Aynı kanunun 217/2 maddesi de “yüklenen suç, hukuka uygun şekilde elde edilmiş delillerle ispat edilebilir” şeklinde düzenlemektedir. Bu düzenlemeler birlikte değerlendirildiğinde; hukuka aykırı delillerin, ister doğrudan ister dolaylı olsun, hükme esas alınamayacağı sonucunu ortaya çıkarmaktadır.
Hukuka Aykırı Delilin Mahiyet ve Sonuçları;
Hukuka aykırı delil, delilin elde edilmesinde kanuni usul ve esaslara uyulmaksızın elde edilmiş olan delil kapsamında değerlendirilmektedir. Bu kapsamda; yetkisiz aramalar, izinsiz dinleme veya teknik takip, zorla veya baskı altında alınan ifadeler, usulsüz yakalama ve gözaltı işlemleri gibi işlemlerle elde edilen deliller hukuka aykırı sayılır. Bu tür delillerin yargılamada kullanılması, adil yargılanma hakkının ihlali anlamına gelir ve hükme esas teşkil edemez. Türk yargı uygulamasında da hukuka aykırı delillerin hükme esas alınamayacağı yönünde yerleşik kararlar bulunmaktadır. Yargıtay Ceza Genel Kurulu, hukuka aykırı olarak yaratılmış delillerin hiçbir şekilde delil vasfı olamayacağını belirtmiştir. Bu durum, delilin ortaya çıkarılış şeklinin hukuka aykırı olması halinde delilin kabulünün mümkün olamayacağını ve verilecek olan hükme esas teşkil etmeyeceğini vurgulamaktadır. Yargıtay'ın yerleşik almış içtihatları uyarınca da hukuka aykırı şekilde elde edildiği kabul edilen delillerin ispat aracı olarak kullanılamayacağı ve bu nedenle hükmün dayanağı olamayacağı çeşitli doktrin kaynaklarında da ifade edilmektedir. Bu içtihatlar, delillerin yalnızca hukuka uygun yollarla elde edilmiş olmalarının değil, aynı zamanda hukuki sürece uygun bir delil zinciri içinde sunulmasının da zorunlu olduğunu ortaya koyar.
Sonuç olarak;
Anayasal ve yasal düzenlemeler, hukuka aykırı olarak elde edilen bulguların delil olarak kabul edilemeyeceğini açıkça hükme bağlamıştır. Bu ilke, ceza muhakemesinin adil bir şekilde yürütülmesinin ve hukukun üstünlüğünün korunmasının temel unsurlarından biridir. Bu nedenle bir ceza yargılamasında hukuka aykırı delillere dayanılarak hüküm kurulması hukuka aykırılık teşkil edeceği gibi bu tür delillerin yargı kararları üzerinde de bağlayıcı etkisi bulunmamalıdır.